Bazen istemediğimiz hâlde “evet” deriz. Bir planı kabul eder, üzerimize yeni bir sorumluluk alır veya kırıldığımız bir konuda sessiz kalırız. Sonrasında verdiğimiz cevaptan çok, neden başka bir cevap veremediğimizi düşünürüz: “Ben neden hayır diyemiyorum?”
Hayır demek neden bazı ilişkilerde daha zordur?
Çoğumuz her ilişkide aynı şekilde sınır koymayız. Bir arkadaşımıza rahatlıkla “Bugün gelemeyeceğim” diyebilirken partnerimize, ailemize veya iş yaşamındaki bir kişiye aynı rahatlıkla hayır diyemeyebiliriz.
Bu fark önemlidir. Çünkü sınır koymak yalnızca neye izin verdiğimizle değil, karşımızdaki kişiyle kurduğumuz ilişkinin bizim için ne anlama geldiğiyle de ilgilidir. Birinin kırılması bazen yalnızca onun üzülmesi değildir; sevgisini kaybetmek, gözündeki yerimizin değişmesi, reddedilmek veya artık ihtiyaç duyulmamak anlamına gelebilir.
Bugünkü bir “hayır”, geçmişte öğrendiğimiz daha eski bir ilişki kurma biçimine temas edebilir.
Sınır koyamadığımızda neyi korumaya çalışıyoruz?
Bazen insan ilişkinin kendisini değil, o ilişkinin içindeki yerini kaybetmekten korkar. Hep yardımcı olan, sorun çıkarmayan, anlayışlı, güçlü veya herkesin ihtiyacını fark eden kişi olmak zamanla yalnızca yaptığımız bir şey olmaktan çıkıp kendimizi var etme biçimimize dönüşebilir.
Bu durumda “hayır” dediğimizde yalnızca karşımızdaki kişinin isteğini reddetmeyiz. Alıştığımız rolün dışına çıkma ve ilişkideki yerimizin değişmesi ihtimaliyle de karşılaşırız.
Her “evet” bir sınır ihlali midir?
Sağlıklı sınırlar, her zaman kendi isteğimizi öncelemek veya istemediğimiz her şeye hayır demek değildir. İlişkiler bazen esnemeyi, karşılıklı fedakârlığı ve kendi isteğimizden vazgeçmeyi de içerir.
Sevdiğimiz biri için istemediğimiz bir şeyi yapmayı seçebiliriz. Buradaki önemli ayrım şudur:
“Bunu yapmak istemiyorum ama yapmayı seçiyorum” ile “Bunu yapmak istemiyorum ama hayır dersem ne olacağını göze alamıyorum” aynı değildir.
Sağlıklı sınır, her zaman hayır diyebilmekten önce verdiğimiz evetin de hayırın da bize ait olduğunu fark edebilmektir.
Sınır koymak neden suçluluk hissettirir?
Bir sınır koyduktan sonra doğru bir şey yaptığımızı düşünsek bile kötü hissedebiliriz. Çünkü bir davranışın bizim için daha sağlıklı olması, onun hemen rahat hissettireceği anlamına gelmez.
Uzun zamandır başkalarının ihtiyaçlarını önceleyen biri için kendi ihtiyacını dile getirmek başlangıçta bencillik gibi gelebilir. Çatışmadan kaçınmaya alışmış biri için karşısındaki kişinin hoşnutsuzluğuna rağmen kararında kalmak zor olabilir.
Bazen yeni olan, yanlış olduğu için değil; alıştığımız ilişki kurma biçiminden farklı olduğu için rahatsız eder. Bu nedenle sınır koyduktan sonra ortaya çıkan suçluluk her zaman yanlış bir şey yaptığımızın göstergesi değildir.
Sınırlar yalnızca başkalarıyla aramıza çizdiğimiz çizgiler değildir
Ne istediğimizi fark etmek, istemediğimiz bir şeyi görebilmek ve kendi ihtiyacımızla karşımızdakinin ihtiyacını birbirinden ayırabilmek önce kendimizle kurduğumuz ilişkiye temas eder.
İnsan uzun süre başkalarının ne istediğini ve kendisinden ne beklendiğini takip ederek yaşadığında kendi isteğinin nerede başladığını ayırt etmekte zorlanabilir. Bu nedenle sınırlar yalnızca başkalarına ne kadar yaklaşacağımızı değil, kendimize ne kadar yakın olduğumuzu da gösterir.
Belki de soru yalnızca “Nasıl hayır derim?” değildir
Sınır koymak öğrenilebilir bir beceridir; ancak bazen doğru cümleyi bilmek yetmez. Asıl zorlandığımız yer, cümle kurulduktan sonra ortaya çıkan suçluluk, kaygı ve hayal kırıklığıyla kalabilmektir.
Kendimize şu soruları sorabiliriz:
Hayır dediğimde ne olacağından korkuyorum?
Karşımdaki kişinin hayal kırıklığına uğraması benim için neden bu kadar zor?
Birinin benden memnun olmamasına ne kadar alan açabiliyorum?
İlişkideki yerimi koruyabilmek için kendimden ne kadar vazgeçiyorum?
Sınırlarla ilgili çalışma bazen daha fazla hayır demeye başladığımız yerde değil, neden uzun zamandır evet demek zorunda hissettiğimizi merak ettiğimiz yerde başlar.
Feyza Yıldırım — Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı
Bilgilendirme: Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel değerlendirme, tanı veya tedavi yerine geçmez.